Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!" demek bile zordu belki o dönemin şartları içerisinde. Halk bir yöneticinin idaresine alışmıştı. Kendi kendisini yönetme fikri garip geliyordu onlara. Ama Mustafa Kemal Atatürk, bu fikri ortaya atmakla kalmadı, bunu en iyi şekilde gerçekleştirdi. İçerideki ve dışarıdaki tüm bedhahlara karşı!
 İşte Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar olan süreçte Atatürk'ün yaşadığı zorluklara ışık tutan ölümsüz eseri Nutuk'tan 17 Alıntı.

1. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!"

2. 
Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Osmanlı hanedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü, millet her türlü fedakarlığı göze alarak bağımsızlığını kazanmış olsa da, saltanat sürüp gittiği takdirde, bu istiklale kazanılmış gözü ile bakılamazdı. Artık, vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin bağımsızlık ve haysiyetinin koruyucusu konumunda bulundurulmasına nasıl göz yumulabilirdi."

3. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez."

4. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Aciz ve korkak insanlar, herhangi bir felaket karşısında milletin de hareketsizliğe sürüklenmesini ve bir kenara çekilip kalmasına yol açarlar."

5. 

"Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve yurdun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir."

6. 
Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Adalet dilenmekle ve başkalarına kendini acındırmakla ulus işleri, devlet işleri gorülemez; ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz."

7. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Lozan Barış Antlaşması, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku yapıtıdır!"

8. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
İsmet Paşa'dan sonra rahmetli Abdurrahman Şeref Bey'in konuşmaları arasında şu sözler de vardı: "Hükûmet biçimlerinin sayılmasına gerek yoktur. Egemenlik sınırsız ve koşulsuz ulusundur;" dedikten sonra, "Kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin!"

9. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya - Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.  Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu."

10. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Söz konusu görev, artık resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından yürütülemez. Açıkça ortaya çıkıp ulusun hakları adına yüksek sesle bağırmak ve bütün ulusun bu sese katılmasını sağlamak gerekir.
11. 
Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"İstanbul artık Anadolu'ya egemen değil, bağımlı olmak zorundadır."

12. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Efendiler, zavallı ulusumuzu tutsak etmek isteyen düşmanları kesinlikle yeneceğimize olan inanç ve güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu tam inancımı yüce kurulunuza, bütün ulusa ve bütün dünyaya karşı ilan ederim."

13. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
“Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı yurttaşın kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz." 

14. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Hükumet kurulması konusunda bunları göz önünde tutmakla birlikte, asıl amacı koruyan önerimi yazılı olarak Meclise sundum. Kısa bir tartışma sonunda kabul edilen bu önergeye bakıldığında, temel ilkelerin şöylece yer aldığı görülür: 
1- Hükumet kurmak zorunludur. 
2- Geçici bir devlet başkanı ya da Padişah vekili ortaya çıkarmak uygun değildir.
3- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur.
Not: Halife-padişah, baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman, Meclis'in düzenleyeceği yasal ilkeler içindeki yerini alır. 
Efendiler, bu ilkelere dayalı bir hükumetin niteliği kolaylıkla anlaşılabilir: bu, ulusal egemenlik temeline dayalı olan halk hükumetidir; Cumhuriyet'tir."

15. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
"Bakanlar Kurulunun her gün temelsiz bir takım nedenlerle düzenli çalışmaktan alıkonulduğunu görünce, uygun zamanını beklediğim bir düşünceyi uygulamaya sıra geldiğini anladım. Kemalettin Sami ve Halit Paşa'ları akşam yemeğine çağırdım. İsmet Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kâzım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de benimle gelmelerini söyledim. Çankaya'da beni görmek için bekleyen Rize Milletvekili Fuat ve Afyon Milletvekili Ruşen Eşref Beyleri de yemeğe alıkoydum.

Yemek yenirken, "Efendiler, yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz!" dedim."

16. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
Efendiler, yüzyıllardan beri doğuda haksızlığa ve kıyıma uğratılan ulusumuz, Türk ulusu, doğasından gelen niteliklerden yoksun sayılıyordu. Ulusumuz sahip olduğu nitelikleri ve değeri, hükumetin yeni adıyla uygarlık dünyasına daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki yerine yaraşır olduğunu başaracağı işlerle kanıtlayacaktır."

17. 

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk'tan Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan 17 Alıntı
Saygı değer efendiler, günlerce zamanınızı alan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonunda tarih olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebildiysem, kendimi mutlu sayacağım. 
Burada söylediklerimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüz yıllardan beri yaşanan ulusal yıkımların yarattığı bilincin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. 

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! 
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

KAYNAK: Onedio
Mustafa Kemal‘in Trablusgarp günlerine, hayatının az bilinen bir dönemine, 1900'lerin başına gidiyoruz...
Not: Atatürk'ün sakallı olduğu fotoğraflar o döneme aittir.
Şehla: Kusurlu sayılmayacak kadar hafif şaşı (göz) - TDK
Kaynaklar: 1 | 2 | 3 | 4

1. Atatürk'ün sol gözünün şehla olduğunu belki de hiç fark etmemiştiniz bile. Oysa dikkatlice bakıldığında, özellikle bazı fotoğraflarında sol gözünün bir miktar şehla olduğu görülebiliyor.

Atatürk'ün sol gözünün şehla olduğunu belki de hiç fark etmemiştiniz bile. Oysa dikkatlice bakıldığında, özellikle bazı fotoğraflarında sol gözünün bir miktar şehla olduğu görülebiliyor.
Bunun nedenini öğrendiğinizde emin olun onu çok daha seveceksiniz.



2. 23 Temmuz 1908'de, II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Libya'daki aşiret liderleri, halkı ayaklanmaya çağırma uğraşındaydılar.
23 Temmuz 1908'de, II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Libya'daki aşiret liderleri, halkı ayaklanmaya çağırma uğraşındaydılar.
Çünkü meşrutiyetin, hilafete karşı bir tehlike arz ettiği fikrindeydiler.
Bu isyanı bastırmak için İttihat Terakki Genel Merkezi’nde bir karar alınır, isyanın olduğu yere Mustafa Kemal gönderilecektir.
Atamız, bu isyanı kontrolü altına almak için 20 Eylül 1908'de Libya yollarına düşer...

Mustafa Kemal, uzun bir deniz yolculuğu sonrasında Trablusgarp kıyılarına adımını atar.

Mustafa Kemal, uzun bir deniz yolculuğu sonrasında Trablusgarp kıyılarına adımını atar.
Burada Türklerin kolları bağlı halde vapurlara bindirilerek tahliye edildiği manzarasıyla karşılaşır.
Vapurun demirlediği sahilde bir rıhtım bile yoktur. Bir Arap kayıkçı Mustafa Kemal’i bomboş bir kumsala bırakır.
O gün kendisini karşılamaya kimse gelmez, elinde bavuluyla kalacak bir yer arar ancak bulamaz. Bulamayınca sahile döner, bavuluna başını koyup kumsala uzanır.

3. Bir süre sonra, yaverliğine Teğmen Murat verilir. Ardından o günlerde ölen Trablusgarp Valisi Recep Paşa'nın köşküne yerleşir.

Bir süre sonra, yaverliğine Teğmen Murat verilir. Ardından o günlerde ölen Trablusgarp Valisi Recep Paşa'nın köşküne yerleşir.
Trablusgarp Polis Müdürü Cemal Bey’den aldığı ilk bilgi korkutucudur: Aşiretler kenti ele geçirmiştir ve Mustafa Kemal'i bulduklarında ya öldüreceklerdir ya da geri göndereceklerdir.
Mustafa Kemal korkusuzdur; yaveri Murat ile birlikte isyancıların olduğu medreseye kararlı bir şekilde kalabalığı yararak girer.
Onları yönetenlerin kim olduğunu sorar sert bir şekilde.

4. Kendisine gösterilen yere gider ve kendinden emin görünen 27 yaşındaki bu adamdan herkes korkar.

Kendisine gösterilen yere gider ve kendinden emin görünen 27 yaşındaki bu adamdan herkes korkar.
Çünkü Ata'nın o korkusuz tavrı nedeniyle bir ordu tarafından kuşatıldıklarını sanırlar.
Onlarla konuşunca asıl sorunlarının yeni idarede, eski imtiyazlarını kaybetmek olduğunu anlar. 
"Ben sizin çıkarlarınızı korurum, ama izin verin burada toplanan halkla konuşayım" der. Gece, avludaki havuzun başında, tercüman aracılığıyla isyancılarla konuşur:
"Ey din kardeşleri! Memleketinizin korunması için güç birliğine ihtiyacımız var. Ayrılırsak güçsüz kalırız" der.


5. Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta 1 ay kalır. Dönüş yolunda Bingazi’ye uğrar.
Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta 1 ay kalır. Dönüş yolunda Bingazi’ye uğrar.
2.5 ay kadar kalacağı Bingazi’de bölgenin idaresini elinde tutan Şeyh Mansur‘la tanışır.
Kaldığı otelin salonunda otururlarken bir telaş olur, "Şeyh Mansur hazretleri"nin geldiği söylenir.
Bingazi’de Osmanlı’nın bir sancak başkanı olduğu halde bütün güç bu Şeyh‘in elindeydi. Gücünün kırılması gerekliydi.

6. O yüzden Şeyh salona girdiğinde herkes ayağa kalkarken Mustafa Kemal, yerinden kımıldamaz bile...

O yüzden Şeyh salona girdiğinde herkes ayağa kalkarken Mustafa Kemal, yerinden kımıldamaz bile...
Oturması için yer göstermediği Şeyh‘e dönüp şöyle der:
"Şeyh Mansur! Sen hiç sıkılmaz mısın? Buradaki sancak teşkilatının senin iradene uyacağını sanarak birtakım cüretkârlıklarda bulunuyorsun. Bu küstahlığın derecesini fark etmiyor musun? Ben sana haddini bildireceğim. Haydi çık dışarı!"
Şeyh Mansur, boynunu bükerek çıkar. Polis ve jandarma hayrete düşer.

7. Mustafa Kemal, yeniden buluştuklarında Şeyh Mansur'a Meşrutiyet'i anlatır.

Mustafa Kemal, yeniden buluştuklarında Şeyh Mansur'a Meşrutiyet'i anlatır.
Şeyh, eline bir Kuran-ı Kerim alıp Mustafa Kemal‘e uzatır:
"Meşrutiyet idaresinin Halife Efendimize kötülük yapmayacağına dair bu kitap üzerine yemin eder misiniz?"
Mustafa Kemal, Kuran’ı alıp öper ve "Bu kitap ve namusum üzerine ant içerim ki Halife’ye bir kötülük yapılmayacak" der.
Ayaklanma bir süre için durur; Osmanlı otoritesi sağlanır.
Ancak bu, uzun sürmez, Eylül 1911’de İtalyanlar Trablusgarp’a saldırınca Mustafa Kemal’e yeniden yol görünecektir.

8. Trablusgarp savaşı başladığında Osmanlı’nın bölgeye gidecek hali yoktur.

Trablusgarp savaşı başladığında Osmanlı’nın bölgeye gidecek hali yoktur.
Bir avuç subay, kendilerinden 10 kat fazla kuvvete karşı savaşmak üzere karayoluyla ve gizlice bölgeye koşmaya karar verirler.
Binbaşı Mustafa Kemal de çocukluk arkadaşları Nuri ve Fuat’la birlikte yola koyulur. 
Harbiye Nezareti, "Yakalanırsanız ‘Hükûmetin bilgisi dışında seyahat ediyoruz’ diyeceksiniz” diye tembihlemiştir.

9. “Şerif” takma adıyla, bir gazeteci kimliğiyle gider Atamız.

“Şerif” takma adıyla, bir gazeteci kimliğiyle gider Atamız.
Yolda hastalanır. 15 gün İskenderiye’de yatar. Kasım sonu önce trenle Mısır’a girerler. Çölü aşmak için bir süre atla, 8 gün deve sırtında seyahat ederler. Develerin yükü artınca yaya yürürler.


10. Geceleri çadırda kalıyorlardır. Mustafa Kemal fasulye ayıklıyor, Fuat pişiriyordur.
Geceleri çadırda kalıyorlardır. Mustafa Kemal fasulye ayıklıyor, Fuat pişiriyordur.
Susuz, ağaçsız Mısır çölünü, rüyalarında Rumeli’yi görerek aşarlar. 
Son tren istasyonunda Mısırlı bir subay kimlik kontrolü yapar. Arap kılığına bürünmüşlerdir, ama mavi gözleri Mustafa Kemal’i ele veriyordur. Yakalanacaklarını anlayınca, kimliğini açıklar; Mısırlı'nın dini duygularına hitap eder:
"Gâvurlara karşı kutsal cihada katılmaya gidiyoruz" der.
Sınırı böyle geçerler. Üniformalarını giyerler; silahlarını gizledikleri yerlerden çıkarıp savaşa katılırlar.

11. Bir avuç gönüllü, şimdi Kuzey Afrika’daki son vatan toprağını savunacaklardır.

Bir avuç gönüllü, şimdi Kuzey Afrika’daki son vatan toprağını savunacaklardır.
Fuat Bulca savaşın en kritik gününü Cemal Kutay’a şöyle anlatmıştır:
“Mustafa Kemal, bir taarruza karar verdi. (...) Her şeyi hazırladık. Hedefimiz Kasr-ı Harun idi. Burası, zannederim Kartacalıların zamanından kalan bir harabe idi, civara hâkimdi ve onu elinde bulunduran tarafın, karşı tarafın ateşlerine karşı bir müdafaa hattı kurması mümkün olacaktı.
Cidden çok kıymetli bir kurmay olan Mustafa Kemal, burasını ele geçirmek için günlerce dikkatli bir plan hazırladı. (...) Yanındaki az sayıda arkadaşlarıyla süvari hücumuna kalkıştı. Kendisini zaptedemedim. Nitekim kısa bir zaman sonra, ben artçı kuvvetlerle kalmıştım; o, Kasr-ı Harun’un ilk basamakları önüne erişmişti.
Burada boğaz boğaza bir boğuşmadır başladı. Harabenin duvarlarının arkasında geçen bu mücadelenin safhalarını göremiyordum."

12. Anlatmaya devam ediyor: "Biz harabeler içinde mücadeleye devam ederken Mustafa Kemal’in yanındaki az sayıda arkadaşı ile Kasr-ı Harun’un merkez binasına kadar ilerlediği ve buraya daldığı görüldü."

Anlatmaya devam ediyor: "Biz harabeler içinde mücadeleye devam ederken Mustafa Kemal’in yanındaki az sayıda arkadaşı ile Kasr-ı Harun’un merkez binasına kadar ilerlediği ve buraya daldığı görüldü."
"İşte bu sırada gökyüzünde bir gürültü duydum. İki İtalyan hücum uçağı çok alçaktan uçuyor ve bizim arkamıza saldırarak bombalarını koyuveriyordu. (...)
Mustafa Kemal’in yanına vardığımda onun yüzünü tanınmaz bir halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendili gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır, yaralı değildi. Fakat harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen, bir kısmı göze nüfuz etmişti."

13. İşte bu taarruz esnasında İtalyan uçaklarının bombardımanı nedeniyle Mustafa Kemal'in gözü zarar görür.

İşte bu taarruz esnasında İtalyan uçaklarının bombardımanı nedeniyle Mustafa Kemal'in gözü zarar görür.
Ocak 1912’deki baskından sonra Mustafa Kemal, Derne’de hastaneye yatırılır. Gözü kanlıdır. Ateşi vardır. İlk müdahalenin ardından Selanik’e dönmesi tavsiyesi edilir ama dinlemez. Bir ay kadar hastanede yatar.

14. Derne Komutanlığı’na atanınca iyileşmeden kalkıp savaşa katılır. Ancak hastalığı nükseder. 15 gün yataktan kalkamaz.

Derne Komutanlığı’na atanınca iyileşmeden kalkıp savaşa katılır. Ancak hastalığı nükseder. 15 gün yataktan kalkamaz.
Gözlerini açamayacak haldedir. Zarar gören gözü görmüyordur. "Zamanla açılır" diyen doktorlara inanmaz. 
24 Ekim 1912 günü Derne’den ayrılır. Mısır ve Romanya üzerinden İstanbul’a döner. Kasımda Viyana’ya gidip, tanınmış bir göz hekimine muayene olur.

İşte Atamızın gözündeki hafif şehlalık Trablusgarp harbinde gösterdiği bu kahramanlıktan ötürüdür.

İşte Atamızın gözündeki hafif şehlalık Trablusgarp harbinde gösterdiği bu kahramanlıktan ötürüdür.
Bu yüzden sol gözünün görme yetisi kısmen azalmıştır.

Yine de dünyanın en güzel bakışları ondadır, onda olmaya devam edecektir.

kaynak: ONEDİO